13 Kasım 2014 Perşembe

Melih


Kendini saklayacak bir yeri yoktu nihayetinde. Her şeyi olduğu gibi bırakıyordu ortada. Peçeteler ve küllerle dolu torbalar bir köşedeydi, beyaz yemek paketleri başka bir köşede, dolabın yakınlarında yere sakince bırakılmış kıyafetler. Halının üstünde berbat kullanılmış bir vücut. Her şey ortada, hiçbir şeyden kaçış yok.

Halini olduğundan kötü gördüğü anlarda, durumu da gördüğüne yaklaştırmak konusunda birkaç kusuru vardı. Kendine iyi gelmiyordu, bu kesin. Kırıp döküyordu elinde kalan ne varsa. Mecazen. Yoksa eşya, kırılamayacak kadar sakindi. Baharda güzel manzaraları odaya sokuşturan pencere, kış gelince gri bir gölgenin altında kalmıştı. Odanın düşük ticaret hacmi, her şeyi yerli yerinde bırakıyordu. Kâğıtlardan, yerde bırakılan resim çerçevelerine, duvarın kenarında istif edilmiş kitaplara ve sehpanın üstündeki parfüme kadar her şey tek vücut halinde melih'i kolluyordu. Bütün bir oda, dışarıdaki dünyaya müthiş bir nefretle var olanı koruma telaşındaydı. Sessiz bir telaş. Hareketsiz. Dünyanın dönüşüne karşı bir telaş. Yörünge sapmalarında ufak payı olan. Eylemsizliğe kelime anlamı olarak gönülden katılan, fiziki anlamı olarak düşman olan bir hal. Melih ise bir eşya olma yetisine sahip değildi henüz. Işığı açmadan sessizce oturduğu akşamlarda, bir şekilde orada kaybolacağını, acıkmadan, susamadan senelerce orada durabileceğini sanırdı. Ama en sonunda, her zamanki hazin yetersizliği Melih'i odanın durağanlığını bozmaya mecbur kılardı. Melih , sen düpedüz , sıradan bir insandın be kardeşim.

Eskiden sabah uyanınca kocaman bir bardak su içerdi , annesi söylemişti vücudu temizlermiş . Şimdi suyun yerini iki yada üç sigara almıştı . Açlık canını sıkınca veya sigaranın kokusu odayı doldurunca kalkıyordu ancak yatağından .

Odasından uzaklaşmak için attı kendini sokağa beyaz yemek paketi dağına bir yenisini daha eklemek istemiyordu bugün . Eskiden gülümseyerek baktığı üniversiteli çiftleri ve küçük kızlarını gezdiren insanları görmemek için eğdi başını önüne . Kendini herkesin kendisi gibi olduğuna inandırmaya çalışıyordu uzun zamandır . Hayat daha kolay hale gelmiyordu da , Melih sen düpedüz kıskançtın be kardeşim.

Yemeğini yedi , gidip oturabileceği en yakın parka oturdu . Parkta sigara içip müzik dinlemek mutluykende mutsuzkende sevdiği tek eylemdi . Uç uca 3 tane sigara yaktı . 3. sigarayı tam 3. şarkının başına denk getirdiği için kendiyle bir süre gurur duydu hemen geçti sonra .


Olduğu yükseklikten metrelerce aşağılara dalmışken, sol yanından hafif sesler duymaya başladı.
- Melih mi o ?
- Kim ? aha vallahi Melih


Sesleri duymasıyla, sesin sahiplerinin görüş açısına girmeleri arasında geçen birkaç saniyede Melih'in dünyası başına yıkıldı. Çünkü o seslerdeki korku cımbızla çekilmesini gerektirecek kadar ufak değildi. Önce Melih'in görüş açısına uzattı kafasını arkadaşı, sonra da, “Melih, ne yapıyorsun abi burada?” dedi.


“Hiç, oturuyordum ya, dalmışım, siz n’apıyorsunuz?”
“Gel bizle otur kardeş.”
“Ha yok ya, iyiyim ben, öyle dalmışım, bir şey yok.”
Melih'in arkadaşı hala durup bir metre öteden Melih'i acıyan bakışlarla süzerken, arkadaşının sevgilisi ise Melih'in o anki inanılmaz yalnız kalma isteğinin havada bıraktığı çürük kokusunu duymuş, sevgilisini kolundan çekiştiriyordu. “Bıraksana işte iyiyim diyor.” Böylece bu endişeli ve anlayışlı çiftten kurtulmuştu Melih.Melih sen düpedüz asosyaldin be kardeşim.


devami belki gelir , belki gelmez ne bileyim

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder